Selçuk Bayraktar: "Gayemiz, insanın makineleştiği değil teknolojinin insana hizmet ettiği adil bir dünya inşa etmek"
Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, "Bizim medeniyetimiz gönül medeniyetidir. Gönlü olmayan, merhameti ve sevgisi olmayan 'sentetik insanın' elindeki teknoloji, ancak bir imha aracına dönüşür. Zira bizim gayemiz, insanın makineleştiği değil, teknolojinin insana hizmet ettiği adil bir dünya inşa etmektir" dedi.
Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, Bizim medeniyetimiz gönül medeniyetidir. Gönlü olmayan, merhameti ve sevgisi olmayan 'sentetik insanın' elindeki teknoloji, ancak bir imha aracına dönüşür. Zira bizim gayemiz, insanın makineleştiği değil, teknolojinin insana hizmet ettiği adil bir dünya inşa etmektir dedi.
Beyoğlu'nda bulunan Tersane İstanbul'da Türkiye Yapay Zeka Zirvesi'nin açılış programı gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla gerçekleşen zirveye, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, bakanlar, milletvekilleri, akademisyenler, uzmanlar ve davetliler katıldı.
Zirvede yaptığı konuşmasında, teknolojinin ahlaki yol ayrımına değinen Bayraktar, 21'inci yüzyılın en keskin teknolojik ve ahlaki yol ayrımında, 'insan' kalmanın ve insanlık onuruyla hür bir şekilde var olmanın yol haritasını konuşmak üzere bir araya geldik. Bundan yaklaşık 30 yıl önce insanlığa bir 'teknoloji ütopyası' satıldı. İnternetin sınırları kaldıracağı, bilginin serbest dolaşımının dünyayı eşitleyeceği ve sivil teknolojilerin küresel barışı getireceği söylendi. Oysa bugün görüyoruz ki, bağımsızlığımızı tehdit eden en büyük unsur, sınırlarımıza yığılan konvansiyonel ordular değil. Tedarik zincirlerimize, veri merkezlerimize ve doğrudan cebimizdeki cihazlara sızan 'Teknokapitalist Küresel Tahakkümdür'. Bu tahakküm, geçmişin diktatörlükleri gibi kaba kuvvetle de gelmiyor. Milyarlarca insanı uyuşturucu gibi müptela kılan bir sistemle, 'gönüllü bir esaret' olarak hayatımıza giriyor. Bugün herhangi bir sosyal medya veya video platformunun temel algoritması, insanı kıramayacağı bir döngünün, adeta eroine benzer bir dopamin girdabının müptelası haline getiriyor şeklinde konuştu.
Bizim gayemiz, insanın makineleştiği değil, teknolojinin insana hizmet ettiği adil bir dünya inşa etmektir
Arka planda çalışan yapay zeka, nörolojik zaaflarımızı analiz ederek dopamin salgımızı tetikleyecek, bizi o ekranda 10 saniye daha fazla tutacak 'öfke, hedonizm ve korku' temelli içerikleri optimize ediyor diyen Bayraktar, Baktıkça ağına daha fazla çekiyor, içine çekildikçe daha fazla bakıyorsunuz. Bu bağımlılık sinsi bir şekilde insanı sağlığından, akli melekelerinden ve en önemlisi hürriyetinden koparıyor. İnsanın irade göstermesine, bir insan olarak asli fonksiyonlarını yerine getirebilmesine engel oluyor ve nihayetinde zayıf düşürüyor. Öyle bir çağdayız ki, insan ile makine arasındaki çizgi giderek bulanıklaşıyor. Sadece makinelerin insanı taklit etmesinden bahsetmiyorum, insanların hızla makineleştiği karanlık bir çağa doğru yol alıyoruz. Ruhsuz bir rasyonalizmin, kendinden başka kimseye hayat ve hürriyet hakkı tanımayan materyalizmin tahakkümü altındayız. Makinelerin ve makine insanların istilasıyla karşı karşıyayız. Makine insanlar için; inanç, sevgi, merhamet ve hürriyet yoktur. Onlar için acı, hasret, keder de yoktur. Makine acı çekmez, makine özlem duymaz, makine 'neden' diye sormaz. Makineler ve makine insanlar için sonsuz döngüler, programlı kısır görevler, manayı yitirmiş karanlık ve kaçınılmaz yok oluş ile mutlak yıkım vardır. İnancımızın tarifiyle, insan yaratılmışların en şereflisidir, 'Eşref-i Mahlukat'tır. Bizim medeniyetimiz gönül medeniyetidir. Gönlü olmayan, merhameti ve sevgisi olmayan 'sentetik insanın' elindeki teknoloji, ancak bir imha aracına dönüşür. Zira bizim gayemiz, insanın makineleştiği değil, teknolojinin insana hizmet ettiği adil bir dünya inşa etmektir dedi.
İHA ve SİHA serüvenimizde yaptığımız gibi bugüne değil geleceğe odaklanıp, başkalarının belirlediği kuralları takip etmek yerine paradigma dönüşümü oluşturarak yepyeni bir kırılım yakalamaktır
Bayraktar, Bu kuşatma sadece cihazlarımıza değil, doğrudan irademize ve ruhumuza yapılmaktadır. Bugün sivil teknoloji ürünlerinin neredeyse tümü birer silaha dönüştürülmüş durumda. Bütün uzuvlarıyla örümcek ağına hapsolmuş bir insanı ve onu iliklerine kadar sömüren bir canavarı düşünün. Bedelini ödeyerek aldığımız akıllı telefonlar, saatler, iletişim ağları adeta insanlığı bir örümcek ağına hapsetti. Oysa inancımızda örümcek ağı, insanı zulümden, kötülüklerden muhafaza eden ve hürriyeti koruyan adeta bir perdedir. Bugünün 'Tekno-Canavarları' tüm insanlığı attığı her bir adımdan, aldığı her bir nefese kadar takip eden, hapseden bir ağ ördüler. Yakın zamanda bazı devletlerin terör eylemlerinde de gördük ki, tedarik zincirine sızdırılan bombalarla cebimizdeki telefonlar, akıllı saatler, hatta kulaklıklar bile insanları katletmek için birer silaha dönüşebiliyor. Yapay zeka teknolojisini hegemonik bir biçimde elinde tutmaya çalışan dev tekeller, neredeyse insanlığın sahip olduğu tüm enerji kaynaklarını tüketecek devasa bir işlem gücü talep ediyorlar. Bu ihtirasları adeta Firavunların sonsuz egolarını yüceltmek için yaptığı, o dev yapılar gibi salt kaba güçle inşa edilmiş piramitleri andırıyor. Bugün küresel devler, yüz binlerce işlemci ile insanlığın tüm verisini harmanlayıp orantısız bir güç elde ediyorlar. Peki, Türkiye gibi ülkeler, dost ve kardeş uluslar, kısıtlı kaynaklarıyla bu dev tekellerle nasıl rekabet edecek? Bizim yapmamız gereken, İHA ve SİHA serüvenimizde yaptığımız gibi bugüne değil geleceğe odaklanıp, başkalarının belirlediği kuralları takip etmek yerine paradigma dönüşümü oluşturarak yepyeni bir kırılım yakalamaktır diye konuştu.
İnsanın düşünme mekanizmasını taklit eden her bir semantik yetenek, bizi dev işlemci yığınlarına mahkum olmaktan kurtaracaktır
İnsanın düşünme gücüne de değinen Bayraktar, Temelinde bir istatistik tahminlime makinesi olan büyük dil modellerinde, yakın zamanda gerçekleşen ilerlemeler, aslında doğru yönlendirildiğinde bu kırılımın en büyük göstergesidir. Kaba işlem gücü yerine, insanın düşünsel yeteneğine benzer yöntemsel iyileşmeler, bu makineleri çok daha az işlem gücüyle daha ileri seviyede bir başarıma ulaştırmıştır. İnsanlık, yüzyıllar boyu evreni gözlemledi, veriyi tablolar halinde biriktirdi. Topladığı verideki rastlantısal görünümlü niceliklerden, niteliksel bağlar kurarak; bir anlamda aklını kullanıp, soyutlandırarak, ardındaki o basit ama sanatsal diyebileceğimiz doğanın kanunlarını keşfetti. Yerçekimini, gezegenlerin hareketlerini, elektromanyetik denklemleri, kuantum kuramını, matematiğin kusursuz diliyle ifade etti. İnsanoğlu bunu yaparken, devasa makinelerin bugün yaptığı gibi neredeyse sonsuz boyuta sahip bir uzayda, sonsuz deneme ve yanılma yaparak, adeta bu geniş uzayın her bir noktasını teker teker test ederek o kanunları bulmadı. Enerji kapasitesi 20 wattı dahi geçmeyen beyniyle kainatın en derin şifrelerini kırdı. Harezmi de, İbni Sina da, Newton da, Maxwell de hepimizin sahip olduğu o aynı insan beynine sahipti. Terawatt'larca enerji tüketen ruhsuz bir veri merkezine değil. İşte bu yüzden, yapay zekayla alakalı ilerleme modelimiz sadece donanım tekellerinin güdümündeki istatistiksel yığınlara dayanmamalıdır. İnsanlığın bilimsel birikiminin üzerine inşa edilmiş, fiziksel alemi de içeren, dilin yapısı ve düşünsel yeteneklerin yapı taşlarını merkeze alan melez bir yaklaşım olmalıdır. İstatistiksel yapay zeka makinesine ilave edeceğimiz insanın düşünme mekanizmasını taklit eden her bir semantik yetenek, bizi dev işlemci yığınlarına mahkum olmaktan kurtaracaktır. Çok daha düşük işlem gücüyle, daha karmaşık ve çetin problemleri çözmemizin anahtarı olacaktır. Kendimize ait, açık kaynaklı, şeffaf, denetlenebilir yazılım, donanım ve teknoloji ekosistemimizi kurmalıyız. Mümkünse ekosistemin her bir unsurunu bağımsızca geliştirebilme ve üretebilme kabiliyetine sahip olmalıyız. Kısa vadede mümkün olmadığı durumlarda, iş birliklerine veyahut doğrudan dışarıdan temin yoluna başvurabiliriz. Dışarıdan aldığımız sistemlerin tümüne de, özellikle altyapı yazılımları ve donanımları söz konusu olduğunda, açık kaynaklı yazılım modelini şart koşmalıyız. Açık kaynak; verilerimizin mahremiyeti, güvenliği ve dijital egemenliğimizin vazgeçilmez unsurudur. Verilerin tekelleşmesi, zihinlerin ve iradenin tek bir merkezden esir edilmesidir. Buna asla rıza gösteremeyiz şeklinde konuştu.